Babam, 1974

Artlife 1974’ün kurucusu Bülent Tuğrul’u oğlu Altuğ Tuğrul anlatıyor: dükkânda yatılan çıraklık yılları, evde bir odada kurulan ilk atölye ve 1984’de Artlife.

Babamın hikâyesini hiçbir zaman baştan sona dinlemedim. Yanında yetişen ustalardan, onu eskiden tanıyanlardan, bazen de kendisinden; parça parça, yıllar içinde. Burada o parçaları yan yana koydum.

Bülent Tuğrul dikiş makinesinin başında

Arşivden: dikiş makinesinin başında.

Babam 1974’te, on beş yaşında, İstanbul’da bir döşeme dükkânının kapısından çırak olarak girdi ve bir daha o kapının bu tarafına geçmedi. Geceleri dükkânda yatardı. Sabahları ustalardan önce kalkar, yeri süpürür, tezgâhları toplardı; mesai başladığında ortada süpürülecek bir şey kalmasın, gözü ustanın elinde olsun diye. Gerilen kolanı tuttu, ağızda tutulan çivilerin yenisini uzattı. Sünger henüz yoktu. Bir oturuş telle ve yayla kurulur, üstüne dolgu gelir, kumaş en sona kalırdı. Bugün bunları anlatırken bazen dalıp gider; cümle yarım kalır, beklerim.

Evdeki oda

Bülent Tuğrul, döşediği bir kanepenin arkasında

Arşivden: bir kanepenin arkasında.

Evin bir odasını atölyeye çevirdi. Odanın ortasında tek bir kanepe vardı ve o kanepe yıllarca rahat yüzü görmedi. Akşam söküldü, gece dikildi, sabah yeniden söküldü. O yılların kumaşları çift yüzlüydü; ters çevrilince yeni bir kumaş gibi başlardı hayata. Aynı kanepe, aynı kumaş, her seferinde bir öncekinden biraz daha düzgün bir dikiş. Kaç kere söktüğünü sorduğumda gülümser. Saymamıştır.

Ustalık

Bülent Tuğrul, döşediği bir koltukta

Arşivden: bir koltukta.

Döşemede bir eşik vardır; o eşikten sonra kimse size bir şey öğretemez. Kumaşın damarını siz okursunuz, kadifeyi tüyünün yönüne göre siz kesersiniz, damaskın desenini sırtın tam ortasına siz oturtursunuz. Babam o eşiği o odada, o kanepenin başında geçti. Bugün atölyede bir koltuğun yanından geçerken elini sırtlığa koyar ve bir şey söylemez. Döşemeci anlar. Kumaş bir milim kaymışsa söktürür, baştan yaptırır; kimse itiraz etmez. O, bu işe zanaat değil sanat gözüyle bakan bir kuşaktan.

Kendi atölyesi

Kendi atölyesini kurduğunda ilk işi, koltuğun kumaştan önceki hâline de sahip çıkmak oldu. İyi bir döşemeci kötü bir iskelete iyi iş veremez; ahşap, oyma ve varak bu yüzden zamanla aynı çatının altına girdi.

1984

Atölyeden çıkan koltuklar önce ustadan ustaya, sonra evden eve anlatıldı. 1984’de bu işe bir ad verildi: Artlife.

Atölyeden çıkan bir Chesterfield kanepe, teslimden önce sokakta

Arşivden: teslimden önce, sokakta.

Bugün

Babam bugün mağazayla atölye arasında gidip gelir. Ben çiziyorum, annem Gülümser yürütüyor, amcam Levent satıyor; o da usta. Oymacılar akantus yaprağını hâlâ önce çizip sonra kesiyor, varakçılar altını hâlâ nefesle yatırıyor, döşemeciler şönili hâlâ tek bir kırışıksız geçiriyor. Ve babam görmeden hiçbir parça o kapıdan çıkmıyor.

Altuğ Tuğrul

Başa dön